Nisan 2008

Hassas Konular

 

Şangay İşbirliği Örgütü

Yunus Akgür – Ertan Çakıroğlu
29 Nisan 2008


PDF metni olarak okumak için basınız.


 

 

1. Kuruluşu
ABD’nin, Orta Asya’da kendisini göz ardı ederek varlığını tehdit etmesi karşısında Rusya, kendisine rakip, aynı zamanda ihtilaflı olduğu iki önemli ülke Çin ve İran ile sorunlarını bir kenara iterek iş birliğine gitmiştir.
26 Nisan 1996 tarihinde Şanghay’da devlet başkanları düzeyinde ilk toplantı yapılmıştır. Bu toplantıda Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın sınır bölgelerinde askerî anlamda karşılıklı güvenin sağlanmasıyla ilgili antlaşma imzalanmıştır.1) Toplantının Şanghay’da yapılması ve beş ülkeden oluşması sebebiyle “Şanghay Beşlisi” olarak anılmaya başlanmıştır.
2000 yılında Şanghay Forumu adını benimseyen Örgüt, 2001 yılında Özbekistan’ın da katılımıyla Şanghay İşbirliği Örgütü adını alarak, bölgesel güvenliği ve ekonomik işbirliğini amaçlayan yeni bir uluslar arası örgüt olarak kurumsallaşmasını pekiştirmiştir. Zamanla kuruluş amaçlarını genişletmiş olan örgüt her geçen gün faaliyetlerini artırmaktadır.

 

2. Şangay İşbirliği Örgütü’nün Temel İlke ve Amaçları

  1. Üyeler arası karşılıklı güveni, dostluğu ve iyi komşuluğu sağlamlaştırmak,
  2. Barışı korumayı ve desteklemeyi amaçlayan çok boyutlu işbirliğini geliştirmek,
  3. Bölgesel güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmak,
  4. Demokratik, âdil ve kalıcı bir siyasal ve ekonomik ilkeleri benimseyerek uluslar arası bir düzenin kurulmasına destek sağlamak,
  5. Terörizm, ayrımcılık ve aşırıcılığın tüm biçimlerine karşı koymak,
  6. Uyuşturucu, silah kaçakçılığı, yasadışı göç ve diğer suçlarla ortaklaşa mücadele etmek,
  7. Siyaset, ticaret, ekonomi, savunma, hukuk, çevre, kültür, bilim-teknik, eğitim, enerji, ulaşım, kredi ve finans ve diğer ortak çıkar alanlarında etkili bölgesel işbirliğini teşvik etmek,
  8. Halkların refah ve yaşam seviyesinin sürekli yükselmesini amaçlayarak eşit ortaklık ilkesine dayanan ortak faaliyetler ile bölgede çok yönlü ve dengeli ekonomik büyüme, sosyal ve kültürel gelişmeye katkıda bulunmak,
  9. Dünya ekonomisi ile bütünleşme için sürekli işbirliği imkânlarını koordine etmek,
  10. Üye devletlerin uluslar arası sorumluluklarını ve ulusal yasaları çerçevesinde yer alan temel hak ve özgürlükleri garanti altına alacak süreçleri yerine getirmesine yardımcı olmak,
  11. Diğer ülke ve uluslar arası kuruluşlarla ilişkiler kurmak ve geliştirmek; Uluslar arası sorunların barışçıl yollarla çözülmesi konusunda işbirliği yapmak,
  12. 21’inci yüzyılın sorunlarına çözüm yolları aramak ve uyuşmazlıkların barışçı yollarla çözümlenmesine katkıda bulunmaktır.

 

3. Şanghay İşbirliği Örgütüne Üye Ülkeler

Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan Tacikistan ve Özbekistan
Gözlemci ülkeler: 2005’de İran, Hindistan, Pakistan; 2004’te ise, Moğolistan gözlemci üye olmuştur.
Diyalog Ülkesi: Afganistan
Gözlemci Üyeliğe Kabul Edilmediği Söylenen Ülkeler: ABD ve Japonya2)

Rusya, 2005 yılının başında İran’ın talebi üzerine İran’ın Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)’ne katılmasını önermişti. Çin’in karşı çıkması ile Moskova örgütün genişlemesini durduracağı tehditte bulunmuştur. Sonuçta İran, Pakistan ve Hindistan’ın örgüte gözlemci üye olması konusunda uzlaşmışlardır. 14 Haziran 2005’te gerçekleşmiş olan ŞİÖ Dışişleri Bakanları toplantısında söz konusu üç ülkenin örgütün gözlemci üyesi oldukları resmî olarak beyan edilmişti. Böylece 2005’te Moğolistan’ın örgüte katılmasıyla örgüt altı resmî ve dört gözlemci üye ile toplam on ülkeden oluşan bir oluşum hâline gelmiştir.
Şİ֒nün genişlemesiyle birlikte örgütün coğrafî kapsama alanı Doğu Asya, Orta Asya, Batı Asya ve Güney Asya’ya açılmıştır ve Asya bölgesinin geniş temsil etme özelliğini taşımaktadır.
ŞİÖ Aralık 2004’te BM’nin gözlemci statüsüne kabul edilmiştir.
Nisan 2005’te söz konusu örgüt, Rusya’nın önderliğinde olan Bağımsız Devletler Topluluğu ve Güneydoğu Asya’da on ülkeden oluşan ve ekonomik birliği olan ASEAN ile işbirliği ilişkilerini tesis etmiştir.
Ayrıca ŞİÖ, Rusya’nın inisiyatifinde olan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ile bölgesel güvenlik işbirliği ilişkisini tesis etmiştir. Böylece ŞİÖ gelecekte Asya’nın ekonomik ve güvenlik alanında belirgin rolü üstlenmesine aday duruma gelmiştir. Örgüt etki gücünü artırdığı gibi çekim gücü de yükselmektedir.
Üye devletlerin hepsinin tamamen eşit haklara sahip olması, kararların uzlaşma ve mutabakat usulü ile alınması, görüşlere, yaklaşımlara, birbirinin fikrine, kültür, gelenek, görenek ve düzen farklılıklarına karşılıklı saygı gösterilmesi prensipleri üstüne kurulmuş olması ve bütün bunları işbirliği istikametlerinin çok yönlülüğüyle, düzenli organizasyon yapısıyla birleştirmesi, Şanghay İşbirliği Örgütü’nü cazip kılan hususlardır.
Bir başka açıdan bakıldığında, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün gözlemci ülkelerle birlikte coğrafî alan olarak 37 milyon km2’yi kapsadığı ve bu alanın Avrasya’nın % 74’ünü teşkil ettiği görülmektedir. Örgütün kapsadığı nüfus ise yaklaşık üç milyardır ki bu da dünya nüfusunun % 40’ını oluşturmaktadır.
Örgüt bir anda dünyanın en büyük ticarî pazarına sahip olmuştur. Ayrıca nükleer silaha sahip ülkelerden dördü örgüt içinde yer almaktadır (Bu nedenle, örgüt için ‘’bombalı bir OPEC‘’ tanımlaması da yapılmaktadır.) Yine dünyanın en büyük enerji üretim ülkesi Rusya ile dünyanın en çok enerji tüketen ülkeleri örgüt içinde bulunmaktadır. Bu duruma örgüte dâhil üye ve gözlemci ülkelerin sahip olduğu siyasî, askerî ve ekonomik potansiyelde katıldığında örgütün konumu daha net olarak analiz edilebilecektir.)

4. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Teşkilat Yapısı

- Sekreterlik,
- Devlet Başkanları Kurulu,
- Hükümet Başkanları Kurulu,
- Dışişleri Bakanları Kurulu,
- Ulusal Koordinatörler Kurulu,
- Başkan ve/veya Kurum Başkanları Toplantısı,
- Bölgesel Anti-Terör Müdahale Grubu

5. Örgüt Üyeleri İçin Şanghay İşbirliği Örgütünün Taşıdığı Anlam

(a) Rusya
Bilindiği gibi Rus Dış Politikasının temel parametrelerini Orta Asya’yı yakından ilgilendiren konular oluşturmaktadır. Bunlar arasında en dikkati çekenler ise, Rusya’nın tüm eski Sovyet coğrafyasında istikrarın garantisi olduğu, Rusya’nın öncelikli dış politika amacının BDT olduğu ve Rusya’nın yakın çevrede yaşayan Rusların haklarının savunması gerektiğidir.
Örgütün oluşum aşamasında, bölge devletleri kurumsal altyapısı ve uygulama gücü olmayan bu birlikteliği Çin ile diyalog sağlayacak bir platform olarak algılamış, Rusya ise, arka bahçesi olarak görmeyi sürdürdüğü Orta Asya cumhuriyetlerinin Çin ile temaslarını kendi kontrolünde gerçekleşmesini sağlayacak bir mekanizma olarak görmüştür.
Bu bakımdan Rusya’nın Şİ֒ne yaklaşımında, temelde, Orta Asya coğrafyasındaki etkinlik mücadelesi, Bölge devletleri ile askerî ilişkilerini BDT ve Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü vasıtasıyla yürütmesi nedeniyle Orta Asya ile ilişkilerinde bütünleştirici ve sağlamlaştırıcı bir araç’a olan ihtiyacı, Çin ile işbirliği fırsatlarını değerlendirebileceği bir platform ile karışık güç dengesini sağlamaya yönelik bir ortamın oluşturulmasıdır. Bu neden dikkate alındığında, Rusya’nın Çin ile karşılıklı güven ortamının oluşturulması açısından Şanghay İşbirliği Örgütüne ayrı bir misyon yüklediğini söyleyebiliriz.
Ayrıca, Rusya’nın örgüte yaklaşımı tek kutuplu sistemi kabul etmeme, ayrılıkçı hareketlere desteği kesme ve NATO’nun Kafkasya ile Orta Asya’ya müdahalesine karşı çıkma amacıyla örgütü kullanma yönüyle Çin ile örtüşmektedir. Bunun yanında ekonomik olarak güçlenen Çin’i örgüt vasıtasıyla kontrol ederek, “yakın çevre” olarak gördüğü bölgeden Çin’i uzak tutmaya çalışmaktadır. (ÇHC ile Çeçenistan ve Doğu Türkistan Sorununda karşılıklı destek ve karışmama ilkesini benimsemiştir.)
Şanghay İşbirliği Örgütü, başta ABD olmak üzere Rusya’nın batı ile ilişkilerinde önemli bir kuruluştur.

(b) Çin
Çin’in bu örgüte yaklaşımını, ülkenin tehdit ve fırsat algılamaları şekillendirmiştir. Orta Asya devletlerinin stratejik önemi işbirliği ve karşılıklı ilişkilerinde daima öncelik almıştır.
Çin’in Orta Asya’yı hem Batı’ya açılan bir koridor hem de zengin yer altı kaynaklarına sahip “Stratejik Değeri Yüksek Bir Ara  Bölge’’olarak tanımlaması, bu sayede kendisi açısından tehlike olabilecek ayrılıkçı hareketlerle mücadele edebilmesi, enerji kaynaklarına ulaşımı güvence altına alabilmesi, bölge ülkeleri ile ekonomik ilişkilerini geliştirebilmesi, Orta Asya Devletlerinin ÇHC için rolünün sadece coğrafî değil, aynı zamanda siyasî ve kültürel olması, sınır güvenliği ve bölge istikrarının korunması, Uygur Türklerinin Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra etkinlik kazanan faaliyetlerinin sınırlandırılması (Orta Asya Güvenlik sisteminin en önemli sorunu olarak gördüğü ‘’Doğu Türkistan’’ sorunu), ABD’nin Afganistan operasyonu ile birlikte bölgede artan etki alanının sınırlandırılması için; bölgesel işbirliğini sağlayabilecek bir örgütü zorunlu görmesidir.

(c) Orta Asya ülkeleri
Orta Asya’ya etkin güçlerle (ABD, ÇHC, RF, İran, Hindistan) siyasî ve güvenlik ilişkilerinde denge politikasını yürütmeyi ve bundan azamî fayda sağlamayı, bölgesel örgütlenmeler vasıtasıyla işbirliğini geliştirerek karşılıklı bağımlılığı artırmayı, radikal hareketlere karşı rejimlerini korumayı, bu iki güçten (ÇHC ve RF) ekonomik yardım almayı, bu ülkelere ticaretlerini artırmayı, dolayısıyla bağımsızlıklarını pekiştirmeyi amaçlamaktadırlar.
Ayrıca bu ülkeler, dünyadaki tüm ülkelerle karşılıklı eşitlik temelinde ortaklık ve işbirliğini geliştirmek, küresel ve bölgesel güvenliğin sağlanması, işbirliği ve entegrasyon sürecine aktif katılım, küresel ve bölgesel istikrar ve güvenliğin korunması ve geliştirilmesi amacıyla lider ülkelerle stratejik işbirliğini geliştirmek uluslar arası teşkilâtlarla da işbirliğini faaliyetlerini artırmak istemektedirler.
ABD’nin Afganistan harekâtı ve bölgeye asker konuşlandırması Avrasya açısından pek çok sonuçlar meydana getirmiştir. Bu sonuçların en önemlisi, 11 Eylül saldırılarından sonra hızla yeniden şekillenen dünyada bu değişimden en çok etkilenen Orta Asya coğrafyasındaki güç mücadelesinin, bir tarafta Rusya ve Çin diğer tarafta ABD’nin yer aldığı iki kutup ekseninde yoğunlaşmasıdır. Bu eksende Şanghay İşbirliğinin önemi ve önceliği her geçen gün aratacak ve daha iyi anlaşılacaktır.
Bu nedenle, Şİ֒nü belirlenen amaçları dâhilinde yaptığı her zirve sonrasında, yayımladığı deklarasyonlar ile ABD’nin devam ettirmeye çalıştığı tek kutuplu sisteme, insan hakları, özgürleştirme, demokratikleştirme gibi konular bahane edilerek ülkelerin iç işlerine karışılmasına, NATO’nun doğuya doğru yayılmasına ve ABD’nin oluşturmaya çalıştığı füze kalkanı sisteminin uygulanmasına karşı olduğunu da ısrarla belirtmektedir.
Nitekim 05 Temmuz 2005 tarihinde yapılan zirvede Afganistan’daki terörle mücadele operasyonunun aktif muharebe aşamasının tamamlandığını ve terörle mücadele koalisyonunun ilgili üyelerinin (ABD kasdedilmiştir) Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye ülkelerdeki altyapı tesislerinin geçici kullanımı ile üye ülke topraklarındaki askerî varlığının sona erme tarihleriyle ilgili karar almasının gerekli olduğu belirtilmiştir. Bu karar Özbekistan’ın ABD askerî varlığının ülkeden ayrılmasını istemesinden hemen sonra yapılmış olması önemlidir.
Görüldüğü gibi Çin ve Rusya örgütü, NATO’nun 11 Eylül 2001 sonrası kendine biçtiği yeni küresel statüsüne karşı koyabilecek ya da en azından dengede tutabilecek bir tampon örgüt olarak düşünmektedir. Böylece ABD ve NATO ile doğrudan çatışmaya girmektense Şanghay yapılanmasını kullanmayı planlamaktadırlar.

6. Sonyıllarda Yapılan Toplantılarda Alınan Önemli Kararlar

  1. Teşkilât çerçevesinde, Çin Halk Cumhuriyeti ve diğer üye ülkeler arasındaki sınır sorunlarının çözümü, terörizm ile mücadele antlaşması imzalanması, Bişkek’te anti-terör merkezinin kurulması, 2004 yılında Pekin'de Sekreterliğin ve Bölgesel Anti-terör Müdahale Grubu Yürütme Komitesinin faaliyete geçmesi önemli gelişmelerdir.
  2. Ayrıca, 2 Aralık 2004'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Teşkilata gözlemci statüsünün verilmesi önemli bir göstergedir. Şanghay İşbirliği Teşkilâtı üyesi ülkelerin toprak büyüklüğü ve ekonomik gelişmelerinin seviyesine bakılmaksızın üyelerin eşitliği, uzlaşmaya dayanan karar alma mekanizması, karşılıklı çıkarların göz önünde bulundurulması, din, gelenek ve kültürel zenginliklere saygı gösterilmesi yaklaşımı ön plana çıkmaktadır.
  3. 23 Eylül 2003 tarihinde Pekin’de yapılan Devlet ve Hükümet Başkanları Toplantısı’nın ana gündem maddesi ekonomik ve siyasî girişimlerin eşgüdümü olmuştur. Toplantı sırasında 2004 yılının bütçesi 3 milyon ABD doları olarak belirlenmiş,  ticarî ve ekonomik işbirliği ve yatırım ortamının iyileşmesi gibi konular ele alınmış, 2020'ye kadar uzanan uzun vadeli program çerçevesinde ulaşım, iletişim, tarım ve çevre sektörlerinde işbirliğine gidilmesi kararlaştırılmış ve buna ilişkin somut projeler benimsenmiştir.
  4. Bir örnek: Toplantı sırasında Çin Halk Cumhuriyeti ve Kırgızistan arasındaki İrkeştam-Torugart yolundaki denetim noktalarına ilişkin alt yapının geliştirilmesi gündeme getirilmiş, ayrıca, Kırgızistan ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin Kırgızistan'a İrkeştam-Oş yolunun onarımı için 30 milyon Yuan verilmesi kararlaştırılmıştır.
  5. Eylül 2004 - St.Petersburg Zirvesi’nde ise, Devlet ve Hükümet Başkanları Petersburg Yasası’nı imzalamışlardır. İmzalanan bu yasa, BM'nin amaç ve ilkelerine uygun biçimde yapılan bölgesel antlaşmadır. (Regional Arrangements) Bu Yasa ile Şanghay İşbirliği Örgütü, bölgesel bir uluslar arası kuruluş statüsünü kazanmıştır. 24 Eylül 2004 tarihinde Bişkek’te gerçekleştirilen 2’nci Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet ve Hükümet Başkanları Toplantısı’nda Çin Halk Cumhuriyeti, diğer örgüt üyelerine "Şanghay Altılısı" çerçevesinde “serbest ticaret alanı” oluşturulmasını önermiştir.
  6. 1 Haziran 2004 Taşkent’te ekonomi ve ticaret bakanları toplanmıştır. Bu toplantıda “Merkezî Asya Ortak Pazarının” oluşturulması konusu ele alınmıştır. Ortak Pazar oluşturulmasının bölgede yatırım, mal, hizmet ve işgücü pazarının gelişmesine katkı sağlayacağı belirtilmiştir. Bakanlar bu toplantıda, Şanghay İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkeleri ve bu ülkelerdeki iş çevrelerinde bir forumun, bölgesel işbirliği geliştirme fonunun ve bölgesel ekonomik işbirliği web sitesinin oluşturulmasını kararlaştırmışlardır. 
  7. 17 Haziran 2004 tarihinde yapılan Taşkent Zirvesi’nde Şanghay İşbirliği Teşkilatı Devlet ve Hükümet Başkanları, terörizme karşı sadece cevap vermekle yetinmeyip önleyici nitelikte de girişimler yapılması gerektiğini vurgulamışlardır. Taşkent Zirve Bildirisi’nde liderler, terörizm ve aşırıcılığın boy gösterdiği bu dönemde Şanghay İşbirliği Teşkilâtı'nın güvenlik alanında işbirliği geliştirmesinin önemine değinmişlerdir. Bu toplantıda ayrıca güvenlik güçlerinin de katıldığı ortak tatbikatların yapılması kararlaştırılmıştır.
  8. Toplantı sonucunda alınan kararlar arasında, Moğolistan'a Şanghay İşbirliği Teşkilâtı gözlemci statüsünün verilmesi de benimsenmiştir. Bunun dışında, uluslar arası bir kuruluş olarak Şanghay İşbirliği Teşkilâtı'nın İmtiyaz ve Bağışıklık Antlaşması, Uyuşturucu Kaçakçılığı ve Bağımlılık Maddeleri ile Mücadele Antlaşması ve Taşkent'te Yürütme Komisyonu açılan Bölgesel Anti-Terör Mücadele Grubu çerçevesinde gizli bilgilerin korunması ile ilgili sözleşme de imzalanmıştır.
  9. Şanghay İşbirliği Teşkilâtı’nın üyesi Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan'ın Başbakanları Pekin'de 2004 yılı Haziran ayından sonra değişik dönemlerde toplantılar yapmışlardır. Toplantılarda ağırlıklı olarak, Teşkilâtın çalışma mekanizması ve bölgesel ekonomik işbirliği konuları ele alınmıştır.
  10. Daha önce Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te kurulması planlanan Terörle Mücadele Merkezi'nin, 1 Ocak 2005’den itibaren Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te kurulması konusunda anlaşmaya varıldığını bildirmişlerdir.
  11. Görüşmelerde ayrıca ekonomik işbirliğinin artırılması benimsenmiş ve Şanghay İşbirliği Teşkilâtı'nın yıllık bütçesinin müzakere edildiği kaydedilmiştir. Başbakanlar, toplantıda çok yönlü ekonomik ve ticarî işbirliği oluşturulması, Şanghay İşbirliği Teşkilâtı'nın 2004 bütçesinin onaylanması, Şanghay İşbirliği Teşkilâtı'nın daimi personelinin maaş ve ödenekleriyle ilgili düzenlemelerin hayata geçirilmesi, terörle mücadele için yerel kurumların ve personelin hazırlanması ve istihdamı, Şanghay İşbirliği Teşkilâtı'nın daimî organlarının çalışmaya başlamasını kararlaştırmışlardır. Yapılan bu toplantılarda alınan kararlara ilişkin ortak bildiri niteliğinde olmak üzere 6 belge imzalanmıştır.
  12. Taşkent’te yapılan Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde yayınlanan "Taşkent Deklarasyonu"  ile her alanda tam işbirliği yolunda yeni bir aşamaya girildiği görülmektedir. Liderlerin görüşmelerinin ardından elektronik ticaret, gümrük, kalite kontrol, yatırıma teşvik ve ulaştırma konularında beş komite oluşturulması kararlaştırılmıştır. Bu kapsamda.  Bir anti-terör birimi kurulması benimsenirken  "Şanghay Kalkınma Fonu" ve "Şanghay İş Kurulu" oluşturulması da kabul edilmiştir.
  13. 5 Temmuz 2005’de gerçekleştirilen Astana Zirvesi’nde; ABD’nin Şanghay İşbirliği Teşkilât (ŞİT) topraklarındaki (Orta Asya Ülkelerinden Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan) askerî üsleri boşaltması kararlaştırılmıştır. 11 Eylül 2001 eyleminden sonra ABD’nin terörizme karşı başlattığı mücadeleye destek veren Teşkilat üyeleri bu desteklerini çekmişlerdir. (Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu baskısından kurtulmak ve terörizme karşı ABD’nin desteğini almak isteyen Teşkilat üyesi, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan 5 Temmuz 2005 Astana Zirvesi’nden sonra söylem değiştirmişlerdir. )
    Zirvede en belirgin bir şekilde ABD üslerinin bulunduğu bu üç Orta Asya ülkesinin toprakları “Şanghay İşbirliği Toprakları” olarak nitelendirilmiştir. Zirvede bu şekilde bir ifadenin kullanılması Teşkilât içinde bütünleşmenin derinleştiğini ve birlik oluşturma bilincinin gittikçe yaygınlaştığını göstermektedir. (Şanghay İşbirliği Teşkilâtı Toprakları ifadesi, Teşkilât üyesi ülkelerin topraklarının ABD’nin askerî güçlerinin bölgede etkisizleştirilmesine yönelik kullanıldığı değerlendirilmektedir.)
  14. Zirvede ayrıca, İran, Pakistan ve Hindistan’ın gözlemci üye olarak Teşkilâta üye olması benimsenmiştir. Bu karar ile Teşkilat Özbekistan’ın üyeliğinden sonra ikinci defa genişleme yönünde önemli bir girişim başlatmıştır.  Teşkilâta gözlemci olarak kabul edilen Pakistan ve Hindistan nükleer askerî güce sahiptir. İran ise nükleer program konusunda önemli bir aşamada olduğu bir süreçte gözlemci statüsünü kazanmıştır.
  15. İran’ı destekleyen Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu’nun, ABD’nin baskısı ile karşı karşıya gelen bu ülkeye Teşkilâtta gözlemci statüsü verilmesi, aynı zamanda ABD’nin Büyük Orta Doğu projesine karşı tavrının da önemli bir göstergesidir. Böylece on ülkeden oluşan Şİ֒nün kapsadığı alan 37 milyon km²ye ulaşmış ve Avrasya’nın % 74’ünü teşkil etmektedir. Nüfusu 2,7 milyar olup dünya nüfusunun % 40’ını oluşturmaktadır. (Örgüt’ün genişlemesinden önceki altı asıl üye ülkenin kapsadığı alan 30 milyon km² olup Avrasya’nın 3/5’ini teşkil ederken, toplam nüfusu 1.45 milyarla dünya nüfusunun ¼’ini oluşturmaktaydı.)
  16. Örgütte BM Güvenlik Konseyi daimî beş üyesinden ikisi, yani Çin ve Rusya yer almaktadır; Dünyada stratejik nükleer silaha sahip olan ülkelerin (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore, İran) yarısı bu örgütte yer almaktadır; Örgüt en büyük orduya sahiptir; Örgüt zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklara, belli düzeyde teknolojiye ve dünyanın en büyük pazarına sahiptir. Yani dünyanın en büyük güvenlik ve ekonomik örgütü almaya adaydır. Çin’in büyük devlet olma yolunda vazgeçilmez bir politik aracı olarak ŞİÖ, dünyanın dikkatini çekmektedir. (Dört ülkenin gözlemci olarak Şİ֒ ne iştirak etmesiyle örgütün kapasitesini arttırmak, çok taraflılık işbirliği ve karşılıklı çıkarların sağlanması konusunda faydalı olacağına inanılmaktadır.)
  17. Nisan 2005’te söz konusu örgüt, Rusya’nın önderliğinde olan Bağımsız Devletler Topluluğu ve Güneydoğu Asya’da on ülkeden oluşan ve ekonomik birliği olan ASEAN ile işbirliği ilişkilerini tesis etmiştir.

7. Sonuç  

Özet olarak Şanghay İşbirliği Teşkilâtı, devletlerin güven sağlayıcı unsurlarını geliştirerek, ortak güvenlik ve işbirliği alanındaki sorunları birlikte çözmeyi hedeflemektedir. Şanghay İşbirliği Teşkilâtı, altı üye ülkenin ve sonraki aşamada da Teşkilâtı'nın temel ilke ve sorumluluklarına uymayı kabul edecek yeni üyelerin katılmasıyla bölgesel işbirliğinde yeni bir sistemin oluşturulmasına olanak verebilecektir.
ŞİÖ, Rusya’nın inisiyatifinde olan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ile bölgesel güvenlik işbirliği ilişkisini tesis etmiştir. Böylece ŞİÖ gelecek Asya’nın ekonomik ve güvenlik alanında belirgin rolü üstlenmesine aday duruma gelmiştir. Örgüt etki gücünü arttırdığı gibi çekim gücü de yükselmektedir.
Bu bakımdan, ABD’nin Afganistan askerî operasyonu sonrası Orta Asya’daki değişim projesini tamamlamadan hemen Irak’a geçmesi, Çin ve Rusya’nın bölgede tekrar güç kazanmasına fırsat tanımıştır. Orta Asya ülkeleri de Çin ve Rusya’ya geri dönme politikasını izlemeye başlamıştır. Nitekim Kırgızistan ve Özbekistan’da meydana gelen ayaklanmalar ve ABD’nin insan hakları ile demokratikleştirme söylemleri ile rejimlerinin değişme endişesi nedeniyle ülkeleri Çin ve Rusya’ya yakınlaştırmakla Şanghay İşbirliği Örgütü’nü de güçlendirmiştir.
On ülkeden oluşan Şİ֒ nün kapsadığı alan 37 milyon km²ye ulaşmış ve Avrasya’nın % 74’ünü teşkil etmektedir. Nüfusu 2.7 milyar olup dünya nüfusunun % 40’ını oluşturmaktadır.
Şİ֒ de BM Güvenlik Konseyi daimi beş üyesinden ikisi, yani Çin ve Rusya yer almaktadır; Dünyada stratejik nükleer silaha sahip olan ülkelerin (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore, İran) yarısı bu örgütte yer almaktadır; Örgüt en büyük orduya sahiptir; Örgüt zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklara, belli düzeyde teknolojiye ve dünyanın en büyük pazarına sahiptir. Yani dünyanın en büyük güvenlik ve ekonomik örgütü almaya adaydır.
Çin’in büyük devlet olma yolunda vazgeçilmez bir politik aracı olarak ŞİÖ, dünyanın dikkatini çekmektedir.
Şİ֒ nün üye olmayan diğer altı ülkeyi de (Moğolistan, İran, Pakistan, Hindistan, Türkmenistan, Afganistan) içine alacak şekilde genişleme siyaseti izlemesi durumunda, bölgede Rusya-İran-Hindistan ittifakı ile Çin - Rusya - Hindistan ittifakının doğabileceği ve bölgenin bu dört ülke (Rusya-İran-Hindistan-Çin) tarafından şekillendirilebileceği, böyle bir durumda ise; bölgeye başka bir gücün nüfuz etmesinin zor olacağı, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile bölgede bulunan Türk Soylu halklarla büyük ölçüde kesilebileceği değerlendirilmektedir.
Ayrıca söz konusu ittifaklardan (Rusya-İran-Hindistan ittifakı ile Çin-Rusya-Hindistan ittifakı) birinin dahi gerçekleşmesi durumunda meydana gelebilecek birçok kritik sonuçlara rağmen, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Türk soylu halkların sadece Türkiye Cumhuriyeti ile irtibatları kesilmeyecek, bu coğrafyadaki Türk varlığının bakacakları tek yön olan Türkiye Cumhuriyeti’ne ulaşma umutları da kesilebilecektir. Bir tek bu neden bile Şanghay İşbirliği Örgütü içinde yer almamızı vazgeçilemez ve zorunlu hale getirebilecektir.
Türkiye Şanghay İşbirliği içinde etkili kültürel ve ekonomik politikaları ile Kafkaslarda Çeçenistan, Orta Asya’da ise, Doğu Türkistan sorununun çözümünde aktif rol alabilir ve bölgenin istikrara kavuşmasında büyük katkısı olabilir.

8. Dikkate Alınmasında Yarar Bulunan Hususlar
Türkiye açısından gerçekleştirilmesinde çeşitli faydalar sağlayabilecek hususları da dikkate alarak genel bir değerlendirme yapmak konuyu daha anlaşılır hâle getirecektir:
Tarihin her döneminde evrensel düzeyde ve bölgesel düzeyde güç merkezleri oluşmuş ve bu güç merkezleri zamanlarının jeopolitik yapısını şekillendiren ana etkenler olmuşlardır.
Genelde son derece yıkıcı ve tahripkâr savaşlar sonucunda (Birinci ve İkinci Dünya Savaşı gibi) değişen dünya dengesi, günümüzde Jeopolitik mücadelelerin şiddetini artırarak devam etmesi ile belirsiz, muğlâk, sürekli değişebilen bir yapıda yön bulmaya çalışmaktadır. Bu durum gelecekte belirsizlikleri daha da derinleştirecektir. Bu gerçekten hareketle, hızlı değişim ve gelişim süreci içinde, Soğuk Savaş sonrasında, Orta Avrupa’dan Asya içlerine kadar olan geniş coğrafyada irili ufaklı yirmiye yakın bağımsız devlet ve birçok özerk bölge ortaya çıkmıştır. Balkanlar, Karadeniz, Kafkaslar, Orta doğu ve Orta Asya’da meydana gelen bu gelişmeler,  Avrasya’nın merkezinde yer olan Türkiye’yi diğer ülkelerden daha çok etkilemiştir.
Türkiye 1990’lı yıllardan sonra Kafkaslar ve Orta Asya’da politikalarını, mümkün olduğu kadar tüm bölge ülkelerini / güçlerini içinde barındıracak platformlara taşımak şekilde belirlemiş, bu politikanın bir gereği olarak Türkiye, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı’nın (KEİT) ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın (EİT / ECO) kurulmasına öncülük etmiştir. Ayrıca, NATO İttifakı’nın içinde aktif rol alarak, Barış için Ortaklık (BİO) projesini desteklemiş, Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinin proje kapsamına alınmasında, ilgili personellerinin, başta terör konusunda olmak üzere çeşitli konularda eğitilmesine birçok olumlu katkı sağlamıştır.
Türkiye, Kafkasya’da Gürcistan ve Azerbaycan ile çok iyi ilişkiler geliştirmiş, Orta Asya petrol ve doğal gazı ile Hazar petrollerinin dünyaya açılımında “Baku-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı”, “Türkmenistan-İran-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı” ve “Mavi Akım” projeleri ile önemli roller üstlenmiş ve stratejik kaynakların dünya pazarlarına ulaştırılmasına ilişkin önemli açılımları gerçekleştirmiştir.
Ayrıca Türkiye, Şanghay İşbirliği Teşkilâtı’nın kurucu ve aktör ülkesi Çin Halk Cumhuriyeti’nin Kafkaslar yolu ile Avrupa’ya bağlanma stratejisine olumlu katkı sağlayabilecek ve Kafkaslar üzerinden bu ülkenin dünyaya açılabilmesine destek verebilecek imkânlara sahiptir. Bu destek bölgede etkin olma açısından da önemlidir.
Soğuk Savaş sonrası Avrasya’da doğal kaynakların yoğunluğu Avrasya’ya Batılı devletlerin ilgisini daha da artırmıştır. Avrasya ülkelerinde istenilen düzeyde ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanamamış olması bu ülkelerde, uyuşturucu trafiği ve silâh kaçakçılığının artmasına ve ayrılıkçı hareketlerin yoğunlaşmasına yol açmıştır. Ayrıca, Hindistan ile Pakistan arasında başlayan nükleer yarış; bölgedeki istikrarsızlığı artıran diğer bir neden olmakta ve önemini sürekli korumaktadır.
Bu gün için, Rusya Federasyonu, Avrasya’da “Büyük Rusya’yı” yeniden kurabilmek ve onu yaşatabilmek, ABD ise, Avrasya’nın tek bir siyasî/askerî güç ve oluşumun etkisine/ egemenliği altına girmesine engel olmayı ve bölgede “Müdahale Edebilme Yeteneğini” korumayı istemektedir.
Bu nedenle ABD, Şanghay İşbirliği Teşkilatı’nın kurumsallaşmasından oldukça olumsuz etkilenmiş, Avrasya’da çeşitli etkileri içinde barındıran bir  “çıkar coğrafyası” ile siyasî/askerî güç oluşumunu engellemeyi öncelikli hedefleri içine almıştır. 
Çin Halk Cumhuriyeti ise, bölgesinde sınır güvenliğini/istikrarı sağlamayı, ekonomik ve askerî gücünü geliştirmeyi ve müteakiben küresel güç olmayı istemektedir.        
Türkiye Kafkaslara ulaşmada “Rusya Federasyonu” köprüsünü kullanmak istemekte,  Rusya ise ekonomik sıkıntılarını aşmak için Türkiye ile işbirliğine gitme imkânını aramaktadır. Petrol boru hatlarının güvenliğinin sağlanması, bölgesel güvenliğin tesis edilmesi gibi konularda ilerleme sağlanabilecek olması, Rusya Federasyonunu Türkiye’ye yakınlaştırmıştır.
ABD, Rusya’yı çevreleme politikasına göre, bölgesel sorunlarla ve ekonomik hareketlerde etkisiz hâle getirmek isterken, Rusya Primakov’un planına göre açabileceği yeni koridorlar için dikey hat Rusya Federasyonu - İran - Hindistan’dan geçmekte, yatay hat ise, Güney Kore, Çin Halk Cumhuriyeti, Ukrayna ve Rusya Federasyonu’nu kapsamaktadır.3) Rusya’nın, SSCB’nin çöküşünün ardından aktif açılımını sağlayabilmek ve uygulamaya geçirebilmek için yeni koridorlara ihtiyacı bulunmaktadır. Bu bakımdan, Türkiye, Avrupa ile Asya arasındaki stratejik konumu nedeni ile Rusya için önem ve öncelik taşıyan jeopolitik aktör ülkedir. Ancak, Rusya Federasyonu ile olan yakınlaşmada NATO ile olan var olan dengelerin korunmasına dikkat edilmesi gerekmektedir.   
Türkiye, jeopolitik konumu itibari ile bir taraftan Kafkaslar yolu ile Hazar Denizi'ne ve Orta Asya'ya, diğer yandan Balkanlar üzerinden Adriyatik Denizi'ne erişebilecek bir coğrafya üzerinde bulunmakta, diğer taraftan Fırat ve Dicle nehirleri üzerinden Körfez Bölgesi'ne de açılabilmektedir. Jeopolitik bakımdan ortaya çıkan bu avantaja bölgedeki hem sayısal, hem nitelikli insan gücü kaynakları, ekonomik ve askerî güç bakımından üstünlüğü de eklenirse kendiliğinden bölgesel bir güç konumuna gelebilecektir.
Türkiye’nin Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı, İslâm Konferansı Teşkilâtı ve bu teşkilatın Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimî Komitesi (İSEDAK) üyelikleri ile bölgesel güç olma rolünü destekleyebilecek ve takviye edebilecek önemli açılımlardır.
Türkiye bağlamında gelişmeleri değerlendirirken Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin beklentilerini diğer ülkelerden ayırmak gerekmektedir. Bu iki ülke Şanghay İşbirliği Teşkilâtı’nın kararlarında belirleyici ve etkili rolü oynamakta olup BM Güvenlik Konseyi daimî üyesidirler. 1968’de imzalanan ve 1970’de yürürlüğe giren “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Sözleşmesi” gereğince “Nükleer Silahlara Sahip Olan Ülkeler” olarak statüleri belirlenen ülkelerdir. Bu iki ülkenin istekleri Teşkilâtın her ne kadar eşitliğe dayandığını ve uzlaşma ile kararların alındığı belirtilmiş olsa bile Teşkilâtı yönlendirme açısından ön planda yer aldıkları açıkça görülmektedir.
Rusya’nın temel isteği ekonomik merkezlerde nüfuz ve etki alanı oluşturmak, kaybettiği gücü ve prestiji yeniden yaratabilmek ve mevcut güç dengesinde kendine daha iyi bir yer ve statü tesis etmektir. Ayrıca Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bölgede çeşitli yerlerde kalan Rus azınlığın haklarını korumak da Rusya için öncelikli gereksinim teşkil etmektedir. 
Çin Halk Cumhuriyeti için temel sorun Doğu Türkistan bölgesidir. Ayrıca Afganistan’daki hareketliliğin Doğu Türkistan’da yeni gelişmeler yaratması ve uyandırması nedeniyle Çin Halk Cumhuriyeti için Afganistan da önem taşımaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti günümüz güç dengesinden de açık bir şekilde rahatsızlık duymaktadır. Tayvan’ın herhangi bir sisteme dâhil olmaması gerektiğini bildirerek ABD’yi uyarması da bunun bir göstergesidir.4)
Orta Asya’da SSCB’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan devletler için temel sorun sürdürülebilir uluslar arası güvenliğin tesisidir. Güvenliğin devamlılığının sağlanması ve ellerindeki yüksek enerji potansiyelinin güvenli yollarla ulaştırılması önem taşımaktadır.
Bu nedenle, Şanghay İşbirliği Teşkilâtı ile bölgesel güvenliğin sağlanması, Rusya ile Çin Halk Cumhuriyeti için önemli bir beklentidir. Ayrıca, bu ülkeler sağlanabilecek bu güvenlik ortamından yararlanarak ticarî ve ekonomik ilişkileri geliştirebilecek ve refah düzeylerini artırabileceklerdir.
21’inci yüzyılın başından itibaren “AB ile NAFTA”yı, “NAFTA ile APEC”i birbirine bağlama yönündeki girişimler hız kazanmıştır. Bu girişimlerde zincirin eksik halkası olarak görülen Asya-Pasifik ile Avrasya arasındaki geniş mekândaki boşluğu doldurmaya katkı sağlayacak ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Bu amaçla, APEC ve NAFTA ile de ticarî yatırım bağlantıların kurumsal bir işbirliği çerçevesinde geliştirilmesi yararlı olabilecektir. Türkiye’nin, ilk aşamada ASEM (Asia-Europe Summit Meeting), APEC ve NAFTA içinde "gözlemci ülke" statüsünü elde etmek için girişimde bulunmasında yarar bulunmaktadır.
21’inci yüzyılda Çin Halk Cumhuriyeti’nden başlayıp Orta Asya ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya uzanacak modern yeni bir İpek Yolu yaratılması önerisi gündemdedir. Dünya piyasalarına Kafkasya ve Orta Asya petrol/doğal gaz kaynaklarının boru hatlarıyla taşınmasının yanı sıra Çin Halk Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği ile ticaretinin önemli bir kısmının bu canlandırılacak yol üzerinden gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. Bu bakımdan, Türkiye’nin bölgedeki geniş ekonomik potansiyeli harekete geçirilebilmesi için gerektiğinde Batılı ülkeleri de kapsayacak şekilde öncü rol üstlenmesinde yarar bulunabilir.
APEC sayesinde ABD ve Japonya Asya-Pasifik’te önemli bir ekonomik potansiyel yaratmayı hedeflemişlerdir. Avrupa Birliği ülkeleri de Asyalı ekonomiler ile işbirliğini geliştirmek ve rekabette geri kalmamak için Nisan 1996'da Bangkok'ta ASEM (Asia-Europe Summit Meeting/Asya-Avrupa Ekonomik) Zirve sürecini başlatmışlardır. Türkiye, bu sürece katılabilir ve bu sistem içinde yer alabilir. Türkiye’nin Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı’nı, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya ile özel işbirliği imkânları yaratabilmesi için gayretlerini artırması, yeniden stratejisini belirlemesi, bu gayretlerinde, “karşılıklı ekonomik yarar” prensibinin yanında ortak kültürel değerlerin de ön plana çıkartılması gerekmektedir. Bu kapsamda Türkiye, İran ile ilişkilerinin sürekli işbirliğine dönüştürmesinin birçok faydayı da beraberinde getirebileceği değerlendirilmelidir.
Rusya’nın İran ile devam eden iyi ilişkileri dikkate alındığında, İran ile işbirliğinin sürdürülmesi yönündeki ilişkiler Rusya ile olan işbirliğine de katkı sağlayabilecektir. Bu gelişme aynı zamanda Şanghay İşbirliği Teşkilatı ile işbirliğinin artırılmasına da imkân verebilecektir.
Türkiye, aynı şekilde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın Başkanlığını yürüttüğü İKT/ İSEDAK ile Şanghay İşbirliği Teşkilatı arasında ticaret ve yatırım bağlantılarının geliştirilmesi ve genişletilmesine katkı sağlayabilecektir.
Şanghay İşbirliği Teşkilâtı’nın kurucu üyesi olan Çin Halk Cumhuriyeti, 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmuştur. Aynı zamanda, APEC, ASEAN, ARF ve ASEM gibi kuruluşlarda da önemli roller üstlenmektedir. Türkiye, ASEAN ve Şanghay İşbirliği Teşkilâtı ile yaratılan “Serbest Ticaret Bölgesini” çok iyi değerlendirmeli, çıkabilecek seçenekleri ve açılımları kapsamlı olarak kıymetlendirmelidir. Ayrıca, Türkiye’nin üyesi olmadığı söz konusu (APEC, ASEAN, ASEM, NAFTA, ve Şanghay İşbirliği Teşkilâtı gibi) bölgesel kuruluşlarda gözlemci ya da misafir ülke statüsünde temsil edilmesi için çalışmalarını hızlandırmasında çeşitli yararlar bulunmaktadır.
NATO'nun Doğuya doğru genişleyerek 26 üyeli bir İttifak olması ve 20 ülkeyi Barış İçin Ortaklık Projesi kapsamında içine alması, Şanghay İşbirliği Teşkilâtı’nın önemini daha da artırmıştır. Şanghay İşbirliği Teşkilâtı Kurucu Üyesi Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti BM Güvenlik Konseyi Daimî Üyesidir. Bu ülkeler Nükleer Silahlara sahiptir. Teşkilâta Gözlemci olarak 5 Temmuz 2005’de davet edilen Pakistan ve Hindistan da Nükleer Silahları olan ülkelerdir. Ayrıca, 5 Temmuz 2005’de Teşkilâtta Gözlemci statüsü kazanan İran da nükleer silah üretme aşamasına gelmiş konumdaki bir ülkedir. Yakın gelecekte Pakistan, Hindistan ve İran’ın Teşkilat üyesi olacakları kabul edilirse Teşkilatın 9 ülkesinden 5’inin Nükleer Silah üretme ve elde etme kapasitesinde olabileceği tartışmasız kabul edilecektir.
Bu bakımdan Türkiye Şanghay İşbirliği Teşkilat bünyesinde gözlemci veya üye ülke olarak (hangisini gerçekleştirebilirse) Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya ve Orta Asya ülkeleri ile işbirliğini, her platformda, devamlı ve istikrarlı bir şekilde sürdürmek zorundadır. Şanghay İşbirliği Teşkilâtı üyesi ülkeler ile tarihi ve kültürel bağlara dayanan ilişkiler her ortamda sürekliliğini korumalı, güven ve istikrarı bozacak uygulamalara imkân verilmemelidir.
Türkiye, bölgedeki uzun dönemli etkinliğini tesis edebilmek için Şanghay İşbirliği Teşkilâtı gibi bölgesel oluşumları anlayabilme, kullanabilme ve yönlendirebilme yeteneğini geliştirmelidir. Avrupa ve ABD merkezli bölgesel ve küresel güç merkezleri ile çok boyutlu ilişkilerini yürüten Türkiye; tarihi ve kültürel bağı olan Orta Asya ülkeleri ile Şanghay İşbirliği Teşkilâtı kapsamında ekonomik ve kültürel ilişkileri başta olmak üzere mevcut ilişkilerini geliştirmeli, çeşitlendirmeli ve işbirliği konularını daha belirgin hâle getirmelidir. Türkiye, bölgesel güçlerin rekabet alanları dışında kalmamalıdır.
ABD, Çin ve Rusya’nın bölgede artan nüfuzlarına karşı, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını koruyabilmeleri Türkiye açısından son derece önemlidir. Bu nedenle Türkiye’nin bölgede dengeleyici bir rol oynaması vazgeçilemez bir zorunluluktur. Zira Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, ŞİÖ içinde, Çin ve Rusya’yı birbirine karşı denge unsuru olarak kullanırken, ABD’ni de, Rusya ve Çin’in her ikisine karşı denge faktörü olarak kullanmak istemektedirler. Bu bakımdan, Türkiye’nin Rusya ve Çin ile ilişkilerini normal zemine oturtabilmesi için Türkistan coğrafyasındaki akraba topluluklarıyla kültürel/ekonomik bağlarını geliştirmesi öncelik almaktadır. Buradan sağlanacak ilerlemelerle, jeopolitik konumu nedeniyle merkez ülke olarak Türkiye, hem Kafkaslarda etkinliğini artırılabilecek hem de Orta Asya ve Hazar Havzası yeraltı ve yerüstü enerji kaynaklarının Batıya ulaştırılmasında yeni inisiyatifler alabilmesi mümkün hâle gelebilecektir.
Şanghay İşbirliği Örgütü’nün temel hedefleri arasında terörizmle mücadele gelmektedir ve Örgüt İslâmî ve etnik ayrılıkçı terör faaliyetleriyle mücadele anlamında önemli adımlar atabilmiştir.  Orta Asya’da varlığını sürdüren bu tip terör faaliyetleriyle mücadelede yeterli düzeyde bilgi birikimi ve tecrübeye sahip olan Türkiye’nin, Örgüte çeşitli yararları olabilecektir. Bu sayede ŞİÖ ile ilişkilerin geliştirilmesinde yeni bir zemin oluşturulmuş olacaktır.
Teşkilât bölgesinde küresel savunma ve güvenlik yapılanmasını gittikçe derinleştirmektedir. Teşkilâta gözlemci statüsünde kabul edilen tam üyelik için Hindistan, Pakistan ve İran isteklerini açıkça dile getirmektedirler. Bu şekilde Teşkilâtın 5 üyesinin nükleer silâhlara sahip olduğu gerçeği dikkate alındığında, Türkiye’nin Barışçıl amaçlarla nükleer enerji üretme yönündeki politikasını yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. Zamanın şartlarının getirdiği zoraki müsaade ve faaliyetlerle yürütülen bu konudaki çalışmaların/gelişmelerin NATO’nun nükleer politikası ve planlamaları kapsamında da değerlendirilmesi için çalışmalar yapılmalıdır.
26 Ekim 2005'te Moskova Zirvesi’nde Teşkilâta üye ülkelerin katılacağı askerî tatbikatlar düzenlenmesi kararlaştırılmıştır. Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti, bu tatbikatları tüm üye ülkelerin de katılımını sağlayacak şekilde genişletecek olması, Teşkilâtın işlevselliğinin artırılması yönünde çok önemli girişim olarak değerlendirilmektedir. Bu gelişme, Teşkilâtın küresel terörizm ile etkin bir mücadelesini de amaçlamaktadır. Türkiye’nin, Teşkilâtın yürüttüğü bu tip operasyonlara gözlemci olarak katılması ve terörizm ile mücadelede işbirliği önerisinde bulunması yararlı olabilecektir. Bu tip operasyonlara temsilci/gözlemci düzeyinde katılabilmesi işbirliği sürecini daha da pekiştirebilecektir.
Doğu Türkistan’ın, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan ile ortak sınırı vardır. Diğer bir ifade ile Doğu Türkistan, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Orta Asya’ya açılan kapısı konumundadır. Afganistan ile Keşmir de aynı bölgededir. Doğu Türkistan stratejik açıdan çok önemli bir Özerk Bölgedir. Türkiye, ülkelerin toprak bütünlüğüne saygılı olan ve bunu savunan ülkedir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin Uygurların güvenini kazanması gerekmektedir. Batı bölgelerden elde ettiği kazanımları Doğu Bölgesinde kullanması ile Doğunun hızlı kalkınmasını sağlamakta ve Doğu Türkistan’ın bulunduğu Batı Bölgesini geri kalmışlığa terk etmektedir. Bu durum, Doğu Türkistan ile Pekin Yönetimi arasında gerginliklere neden olmaktadır. Şanghay İşbirliği Teşkilâtı’nın geleceğini aynı zamanda bu tür bölgesel sorunları çözme yönündeki kararlılığı şekillendirebilecektir. Türkiye, Doğu Türkistan’ın geleceği ve istikrarı açısından Çin Halk Cumhuriyeti ve Şanghay İşbirliği Teşkilâtı ile yürüteceği politikaları, stratejileri ve üstleneceği rolleri belirlemelidir. Faaliyet ve kararlarında istikrar ve güven sağlamalıdır.

 

 

---------------------------------------

1) Görüştükleri ilk konu sınır bölgelerindeki güvenlik ve güven artırıcı önlemler olmuştur. Çin ile bu ülkeler 7.000 kilometrelik sınırı paylaşmakta ve tarihten gelen sorunları bulunmaktadır. İlk Zirve Olarak adlandırılan bu toplantı başarı ile sonuçlanmıştır
İlk Zirve Toplantısında Alınan Kararlar (26 Nisan 1996 ) :
Sınır bölgelerinde güvenlik önlemlerinin artırılması,
Askeri güçlerin sınır ötesi harekâta girişmemesi,
Birbirlerine karşı askeri tatbikat icra edilmemesi,
Sınıra 100 kilometreye yakın bölgelerde olabilecek büyük askeri birlik değiştirmelerinin bildirilmesi,
İcra edilen tatbikatlara birbirlerinim gözlemci olarak davet edilmesi,
Sınır bölgeleri boyunca askeri güçler arasında işbirliğinin artırılması.

2) Dr. Erkin Ekrem’in Şanghay İşbirliği Örgütü Üzerinde Çin-ABD Soruları,Asya-Pasifik-21 Haziran 2006 (TÜRKSAM) incelemesinde bu konuya ilişkin’’ ABD’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne başvurup vurmadığı kesin değildir. Rus ve Çin basınlarında ABD’nin girişimleri olduğunu yazarken, ABD Dış İşleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack ise; 15 Haziran 2005’teki toplantısında başvurmadığını ifade etmektedir.’’ şeklinde bir dipnot bulunmaktadır.

3) Mirza Çetinkaya, Müslim Yagibekov, “Eski Süper Gücün Yeni Düşleri”, Aksiyon , Sayı: 316, Aralık 2000.

4) Şanghay İşbirliği Teşkilatı Duşanbe Deklarasyonu, Madde  8.
Bu deklarasyonda şu hususlar bir defa daha vurgulamışlardır. Üye ülkelerin kendi rejimlerini, ekonomik ve toplumsal modellerini seçme hakları vardır ve bu husus onların milli çıkarlarına göre şekillenecektir. Bu meyanda Çin’in Doğu Türkistan ve Rusya’nın Çeçenistan politikalarını desteklediklerini açıklamışlardır. Bunun yanında uluslar arası silâhsızlanma sürecini desteklediklerini, Afganistan’daki iç problemlerin halledilmesi için tarafları bir araya getirebileceklerini beyan etmişlerdir.

 

 

Yunus Akgür, E. Kur. Albay

Ertan Çakıroğlu, E. Kur. Albay

 

KÖKSAV E-Bülteni, KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı (KÖKSAV) tarafından çıkarılmaktadır. KÖKSAV bağımsız ve bağlantısız, günlük siyasî konumu olmayan bir kurumdur; merkezine Türkiye ve Türk dünyasını alarak araştırmalarını ulusal ve uluslar arası sosyal, siyasî ve stratejik konulara yoğunlaştırır, araştırma ve incelemeler yapar. Dolayısıyla, bu yayında ifade edilen bütün görüşler, değerlendirmeler ve varılan sonuçlar yalnızca yazarlarına aittir.

© 2008, KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı. Bütün hakları saklıdır.



Copyright © 2008 KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı