Hassas Konular

 

Türkmenler Türkiye dış siyasetinin oynayacağı bir kart değildir,

çünkü Türkmenler Türk milletinin canlı bir parçasıdır

F. Sema Barutcu ÖZÖNDER*
27 Kasım 2012


Türkiye, bölge üzerinde bir yüzyıl önceden oynanmaya başlanan “Büyük Oyun”un değişmeyen oyun kurucu failleri ile “bu sefer yenenle olacağız.” diyen bir zihniyetin hakim olup yönettiği bir dönemden geçiyor. Türkiye’yi yöneten güçler bu “Büyük Oyun”un bölgedeki yerli oyuncusu olmayı üstlendiklerini açıkça ilan ediyorlar.

Bu durum son yıllarda daha da alenȋleşerek Türk siyasetine yön veren ve onu yönetenlerin hedef ve uygulamaları ile Türk milletinin varlığını açıkça tehdit eden, akıbeti meçhul bir yolda hızla yol alıyor.

Ancak, Türkiye’yi yöneten zihniyet, bölgedeki yüzyıllık “Büyük Oyun”un esasta kimi yenmek  için kurulduğunu unutmuşa benziyor. Türk milletinin ecdadının bin yıl boyunca yönettiği gibi, yurt da yaptığı ve fakat bu oyunun kurucularına terkettiği topraklara onların vereceği ata binerek gideceğine samimȋ olarak inanmışa benziyor. Bağırıyor, çağırıyor, tutup çekiyor, itiyor, kakıyor, harcıyor, eziyor, hiç birşey yapamazsa ağlıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milleti açıkça bir nöbet hâli ile karşı karşıya.

Türk milleti son 30 yıldır “Büyük Oyun”un kurucularının taktik ve stratejileri ve her tür desteği ile güçlenen, güneyindeki sınırdaş devlet ve yapılanmaların ise bir üreme, beslenme ve korunma alanı sağladığı unsurların hemen her gün gerçekleşen ölümcül eylemleri ile paralize ediliyor. Bu yetmiyor; Türk milletinin dikkat ve uyanıklık melekesi “Büyük Oyun”un yerli oyuncusu olmaya heves edenlerin siyasȋ söylemlerine sonuna kadar malzeme edilen millet-devletin ortak değerleri üzerinden dağıtılmaya, uyuşturulmaya çalışılıyor. Türkiye bugün millet-devlet değerler manzumesinin içinin boşaltılıp bayağılaştırıldığı, millet-devlet hayatiyetinin devamını sağlayan her kurum, kavram ve sembolün “Öyle olsa, n’olur?”, “Olursa, n’olur?”, “Olmuşsa, n’olmuş?”,  “Oldu da, n’oldu?” üzerinden geliştirilen cevapsız bir retoriğin hâkim kılındığı tartışma ortamının konusu edilerek, kimlik sorgulatma yoluyla vatandaşlarının fert fert kişilik sarsılmasını hedef alan açık bir politik-psikolojik saldırının nişangâhı hâline getirilmiş durumda.

Biz, atalarımızın 30 yıl at sırtında savaşıp savaşmadığını yazıp çizip tartışırken, acaba gündem belirleyiciler, kapalı kapılar ardında Barzani peşmergelerine Kerkük’e ilerle talimatını iletme görevini mi yerine getiriyordu?

Türk milletinin daha 10 yıl öncesine kadar Kıbrıs davasına denk bir değer ve önemdeki Musul-Kerkük davası Türk kamuoyunun ilgisini hiç çekmiyor.
Yeni nesiller Irak Türkmenlerinin varlığından, Musul-Kerkük davasından habersiz yetişiyor. Yeni nesiller değil yalnızca, yetişkinlerimiz de devleti yönetenlerin “şanlı tarih” masal ve ninnileri ile uykuya gönderilirken, uyumayanlar Türk devlet-millet hayatiyetini zayıflatma yolunda her gün bir adım daha ileri gidiyor.

Çevreden merkeze doğru yoğunlaşan bir eylem planı, 80’li ve 90’lı yıllarda kesintili, son 10 yılda ise kesintisiz bir biçimde merkeze taşınanların da desteğini alarak Türkiye’nin üniter yapısı değiştirilmeye doğru adım adım ilerleniyor.

Türkiye’yi yönetenler bir yandan Türk devletinin ve milletinin tartışılmaz değer ve sembollerinin “tek”liğini sloganlaştırarak bu milletten oy isterken, bir yandan da bütün gücüyle Suriye ve Irak’ın üniter yapısını hiçe sayan uygulamalara imza atıyor.

Türkiye’nin çoktan silip beyaza çevirdiği Musul-Kerkük Davası ile ilgili Kırmızı Çizgisini “Büyük Oyun”un asıl kurucusunun “Kırmızı Çizgimiz” diye daha birkaç gün önce ilan ettiği “Kürdistan Davası”na terkettiği artık çok daha iyi anlaşılıyor.

Türkiye’nin stratejik derinlik ustası dışişleri bakanı, başkent Bağdat’ın haberi bile olmadan bir turist gibi Irak’ın kuzeyindeki aşiret yapılanmasının merkezi ilan edilen Erbil’den Kerkük’e geçerken, Türkiye’de uyumayanlar hâlâ varsa diye hamaset nutukları atarak Musul-Kerkük Türkmenlerini önüne kalkan yapmayı ihmal etmeksizin arkasını Barzani’nin peşmergelerine dayadığı ve Kerkük’ün sözde “Büyük Kürdistan’ın Güneyi”ne çoktan terkedilmiş olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Türkiye hükümetinin yalnızca Kerkük’ü değil, Musul-Kerkük Türkmenlerinin kaderini de “Büyük Kürdistan’ın Güneyi”ne çoktan teslim etmiş olduğu da artık daha iyi ortaya çıkıyor.

“Türk” sözcüğünden nefretini gizlemeyen özel temsilcileri marifetiyle son birkaç yıldır ince ince işlenip dokunarak Barzani’nin orta çağdan kalma nepotik ilişkilerle örülü aşiret yönetimine terkedilen Irak Türklüğünün yaşam alanı Irak ordusunun ve Barzani peşmerge “ordusu”nun hesaplaşma hattı olarak seçilirken, Türk hükümeti “Büyük Oyun”un hangi sahnesindeki hangi rolü icra ediyor?

Türkiye hükümeti, Musul-Kerkük Türkmen yaşam alanını da içine alarak Suriye/batı-Irak/güney parçaları için çizilmiş muhayyel “Büyük Kürdistan” haritasının kesik alanlarını tamamlama planının neresinde duruyor?

Türk hükümeti ve onun kendisini bir tarihçi ilan eden derin stratejist dış işleri bakanı parçalamanın iyi bir uygulama tecrübesi olan Irak’a bakıp Suriye’de;
Halep’te Türkmen yok derken Haleb’i acaba Suriye’nin müstakbel Kerkük’ü mü ilan ediyordu?
Ne oluyor? Acaba Türkiye hükümeti Suriye’de  Halep’ten yukarısını, Irak’ta Kerkük’ten yukarısını, Türkiye’de “Sivas’tan ötesini” içine alıp Kars’a, Ardahan’a uzanan bir yeni idarȋ haritanın sevk ve idaresinde rol mü aldı da, Musul-Kerkük Türkmenlerini batıdan Barzani’ye, doğudan Talabani’ye teslim etti?

Türk hükümeti ve dış işleri, Irak ve Suriye özelinde güney komşularına yönelik kapalı kapılar ardında belirlenen siyasetini Türk kamuoyuna açıklamak mecburiyetindedir.

 

 

*F. Sema Barutcu ÖZÖNDER, Prof.Dr., KÖKSAV Başkanı

 

KÖKSAV E-Bülteni, KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı (KÖKSAV) tarafından çıkarılmaktadır. KÖKSAV bağımsız ve bağlantısız, günlük siyasî konumu olmayan bir kurumdur; merkezine Türkiye ve Türk dünyasını alarak araştırmalarını ulusal ve uluslar arası sosyal, siyasî ve stratejik konulara yoğunlaştırır, araştırma ve incelemeler yapar. Dolayısıyla, bu yayında ifade edilen bütün görüşler, değerlendirmeler ve varılan sonuçlar yalnızca yazarlarına aittir.

© 2012, KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı. Bütün hakları saklıdır.



Copyright © 2012 KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı