Hassas Konular

 

Tarihsel Planda Moğol Milliyetçiliği ve
Günümüzde Yükselen Moğol Neo-Nazi Gençlik Hareketi


Can TEZİÇ*
2 Eylül 2015

(PDF)


Tarih boyunca, Moğol milliyetçiliği farklı dönemlerde, farklı dinamiklerde kendini göstermiştir.
Yirminci yüzyılın başına gelindiğinde Moğol milliyetçiliği Çin yönetimine başkaldırı olarak ortaya çıkmış ve 1911 yılında Moğollar Çin yönetimine karşı Rus İmparatorluğunu bir alternatif olarak görmüşlerdir.
Dönemin Moğol yöneticileri Rus İmparatorluğuna bir anlaşma teklif etmişler, bu anlaşma çerçevesinde Rusya’nın egemenliğinin kabulü karşılığında Buryatlar, Tuvalar ve Moğolların bir bütün olarak Rus İmparatorluğu içerisinde yaşaması talep edilmiştir [Luzyanin 2003: 52-69].
Dönemin uluslar arası konjektürü içerisinde Rus İmparatorluğu konuyu Çin ile olan ilişkiler ekseninde değerlendirerek, Moğol tarafından gelen bu teklifi reddetmiştir [Luzyanin 2003: 52-69].
Her ne kadar Rus İmparatorluğu, Moğollardan gelen bu teklifi reddetmiş olsa da, (25 mayıs 1915) Kyakhta Konferansında da görüleceği üzere Çin ile Moğolistan arasında bir ara bulucu olarak, Moğolistan’ın Çin içerisindeki otonomisinin uluslar arası garantörü olmuştur. Rusya bu politikası ile hem Çin ile ilişkilerini bozmamış hem de otonom bir Dış Moğolistan ile Çin ve kendi arasına Çin askeri varlığından arındırılmış bir tampon bölge oluşturmuştur.
Bundan sonraki dönemde ise Pan-Mongolizm dünyanın değişen dinamiklerinin etkisi ile farklı boyutlar kazanmıştır.
Birinci Dünya Savaşı sonrası döneme gelindiğinde Moğol coğrafyasının da içerisinde bulunduğu geniş alan farklı aktörlerce güç mücadelesinin merkezi haline dönüştürülmüştür. Bu dönem içerisinde değişen dengelere bakıldığında özellikle 1905 Savaşı ile Asya-Pasifik bölgesinde güçlenen ve yayılma politikasını Pan-Asianism ideolojisi ile destekleyen bir Japonya ve 1917 Devrimi ile ciddi iç karışıklıklar yaşayan bir Rusya kuzey-doğu Asya’daki dengelerin değişmesinde oldukça önemli rol alan iki aktör olarak varlık göstermektedirler. 
Bu dönemde gelişen Moğol hareketine Japonya ve Rusya eksenli olarak farklı açılardan bakacak olursak, karşımıza farklı Moğol politikaları çıkmaktadır. Bir başka deyişle bu dönemde Moğol milliyetçiliği, gerek Moğol gerekse Moğol olmayan aktörlerce de farklı amaçlar için kullanılmıştır. 
Moğol hareketine Japonya eksenli bakıldığında Pan-Mongolizm Japonların Asya’ya yayılma sürecini ideolojik olarak destekledikleri Pan-Asianism ideolojisinin Moğol Stepleri ve Doğu Sibirya’daki destekleyicisi olmuştur [Pavloviç 1922: 10; Saaler; Christopher; Szpilman 2011: 1-43].
Tüm Moğolların birleşmesi için yoğun çaba harcayan Japonya, sahada yerel unsurlar ile birlikte hareket etme yoluna gitmiş ve bu çerçevede Beyaz Orduları Komutanlarından Yarı Rus-Kazağı yarı Buryat olan Ataman Semyenov ile müttefik olarak hareket etmiştir [Kuras 2001: 256].  
Yine bu safta Alman kökenli Beyaz General Baron Unberg Stainber Japon - Semyenov ittifakına yakın bir pozisyonda Moğol hareketine ileride kurmayı planladığı ideal monarşiye örnek bir medeniyet olarak bakmakta idi [Roşin 1999: 9].
Pan-Mongolizm olgusu Rusya eksenli incelendiği zaman Moğol hareketi zamanın modern Rus ensttütülerinde Batı tipi eğitim alan Buryat – Mongollar ile tanışmaktadır. Dünya görüşleri Çarlık Rusyası’nın sosyal ve politik atmosferi içerisinde gelişen bu aydınlar uluslar arası konjektüre uygun olarak her ne kadar tüm Moğolların bir arada olacağı Büyük Federe Devletini kurmak için yola çıksalar da gerek değişen uluslar arası güç dengesi içerisinde, gerekse farklı Moğol grupların birbirleri ile çelişen politikaları sonucu başarıya ulaşamamıştır [Varnavskiye P.K; Dırheeva G.A; Skrınnikova 2003: 113; Jabaeva 2001: 112; 138].
1920’li yılların başlarında Sovyetler Birliği, Dış Moğolistan’ı Asya’da peş peşe ateşlenecek sosyalist devrimler için bir atlama tahtası olarak görmesi – yine Çin’in saldırgan politikasından kurtulmak isteyen zamanın Moğol devrimcilerini bir araya getirmiştir [Luzyanin 2003: 103; Jeleznayakov 1996: 67].
1921 yılında başlayan bu süreç Moğolistan’daki özgürlük hareketi ile sınırlı kalmış (Halha milliyetçiliği), diğer Moğol gruplar ise Sibirya’da Sovyetler Birliği sınırları içerisinde Buryatlar ve Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içerisinde İç-Moğolistan olmak üzere farklı etnik sınırlar içerisinde kalmışlardır [Mikhalev 2010: 161]. 
Moğol milliyetçiliğinin tarihi dinamikleri her ne kadar farklı aktörlerce farklı amaçlar için kullanılmış olsa da, jeopolitiğin bir sonucu olarak Çin ile yıllarca iç içe yaşayan Moğollar açısından Çin, Moğol milliyetçiliğinin ateşlenmesinde ve yönünün belirlenmesinde oldukça önemli bir iç faktördür. Öyle ki, Çin – Moğol ilişkilerinin karakteristiği farklı dönemlerde ortaya çıkan Moğol hareketlerinin yönünü de belirtmektedir. Örnek olarak, 1911 yılında Çin’in saldırgan politikasına karşı Çin’den kurtulmak isteyen Moğollar, 1919 yılında Çin tehlikesine karşı Rus desteğini kaybetmemek için Rusya’nın toprak bütünlüğünü bozacak Büyük Federe Moğol devletine destek vermemişlerdir.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Moğollar Çin’i kendilerini hapsetmek isteyen bir güç olarak algılamaktadırlar. Bu algı Çin’in Moğolistan’daki ekonomik ve demografik varlığı ile de zihinlerde gerçeklik kazanmaktadır.
Öyle ki, son yıllarda Çin gerek nüfusu, gerekse finansal varlığı ile (yatırım ve yardım) birlikte Moğolistan’da kendini oldukça fazla hissettirmeye başlamıştır  ki, bu varlık diğer ülkelerin Moğolistan’daki varlığından oldukça fazladır [Ice 2011; Clement, Gibson]. Sadece 2010 yılında Çin Ordusu Moğolistan’a üç milyon dolarlık askeri yardımda bulunmuştur [Hogg 2010]. Fakat pek çok Moğol bu ilişkilere şüphe ile bakmaktadır. Bu şüphe, bu yardım ve yatırımlar ile Çin’in aslında ne elde etmek istediği kuşkusundan doğmaktadır. Güçlenen bu ilişkiler beraberinde, güçlü komşu ile kurulan bu ilişkinin sonunda Moğolların özgün yaşamlarının zarar göreceği inancını da beraberinde getirmektedir [Hogg 2010].
Sonuç olarak, geçmişte yaşanan Çin istilalarının ardından, günümüzde serbest pazara geçiş ile birlikte Moğolistan’dan geniş bir pay alan Çin, Moğol gençlerinin bir bölümünde “Moğolistan’ı yutan Çin” algısını kuvvetlendirip, onları agresif bir milliyetçiliğe yönlendirmiştir. 
Üzerlerinde postal, gamalı haç, nazi kartalı, siyah-kırmızı-beyaz gibi renklerde  kıyafetler giyen, kullandıkları araba ve motorsikletlerde nazi sembolleri taşıyan bu gençler doksanlı yıllardan itibaren Tsagaan Khass, Dayar Mongol, Gal Undestan, Khukh Mongol gibi farklı aşırı milliyetçi grupları oluşturmaya başladılar [Ghosh 2013].
Bu organizasyonların tümünün üye sayısı toplam olarak iki veya üç bin olarak tahmin edilmektedir. Bu organizasyonların liderlerinin açıklamalarına bakıldığı zaman (Rusya ve Almanya) gibi yabancı ülkelerden yardım aldıklarını belirtmektedirler. Parlamento seçimlerine üyeliklerini koyan bu gruplardan Dayar Mongol grubunun lideri Zagas Erdenebileg dört defa parlamento seçimlerine katılsa da başarılı olamadığını belirtmektedir [Nizamov 2009].
Polis departmanından albay Tumenjargal Sainjargal sağ akımların Moğolistan’da onbeş yıl önce firmaların yabancı dildeki tabelalarının ortaya çıkması ile  başladığını söylerken bu reaksiyonun yabancı iş adamlarını tehditle devam ettiğini belirtmektedir [Barria 2013]. Bugün bu gruplar Çinli iş adamlarına saldırı, Koreli turistlerin dövülmesi ve yabancılar ile buluşan kadınların saçlarının kazınması gibi eylemlere karışmaktadırlar [Bille 1015: 1].
Bu radikal grupların üyeleri ile yapılan röportajlara bakıldığında Çin’in geniş nüfusu tarafından yutulma tehlikesi, toplumdaki yolsuzluklar ve ekonomik sorunları ön plana çıkarırlarken, bu problemler ile mücadelede ideolojik olarak nasyonal-sosyalizm ile Moğol milliyetçiliğini biraraya getirmektedirler. Böylesi bir bakış açısı Cengiz Han ve Adolf Hitler arasında bir bağ kurma yolu ile güçlendirilmeye çalışılmaktadır [Nizamov 2009].
Organizasyonlarının ideolojisini Neo-Nazizm olarak belirten Dayar Mongol üyelerinden Mungun Erdene Moğollar ve Neo-Naziler arasındaki bağı şu şekilde ifade etmektedir: “Adolf Hitler, Cengiz Han ile ilgili kitapları seviyordu ve hapishanede bu kitapları okuyordu. O gamalı haçı kendi sembolü olarak seçti”. Halbuki, söylenen bu söz politik bir mitin ötesine gitmemektedir. Moğolların Gizli Tarihi isimli kitap 1930 yılında henüz Almancaya çevrilmemiştir.
Benzer şekilde, 41 yaşındaki Tsagaan Khass gamalı haçın Asya’nın eski sembollerinden olduğunu söyleyerek Neo-Naziler ve asyalılık ile bir bağ kurmaya çalışsa da, grubun kullandığı renkler, nazi kartalı, nazi selamı ve kullanılan Führer resimlerinin Asyalılık ile hiç bir ilişkisini kuramamaktadır [Branigan 2010].
Fiziksel olarak her ne kadar üçüncü Reich’in ideal tipine uymasalar da, bu gençler kendilerini nasyonal-sosyalist ideolojinin dünyadaki liderlerinin takipçileri olarak görmekteler [Branigan 2010]. Bu gruplara üye bir genç düşüncelerini şu şekilde açıklamaktadır “... Biz Adolf Hitler’e saygı duymaktayız, o bize milli kimliğimizi nasıl korumamız gerektiğini öğretti. Biz onun İkinci Dünya Savaşını çıkaran aşırılığına karşıyız. Biz tüm bu cinayetlere karşıyız. Fakat biz Adolf Hitler’in ideolojisini desteklemekteyiz. Biz faşizmi değil, milliyetçiliği desteklemekteyiz [Branigan 2010].”
Dayar Mongol üyelerinden Surizem Tszansuran gamalı haçın kendisi için anlamını şu şekilde anlatmaktadır: “Biz Moğolcada bu sembole Has demekteyiz. Alman milliyetçileri kendi milletlerini saflaştırmak / arındırmak istediler. Benim için gamalı haç bizim milletimizin temiz bir şekilde korunması dileğini sembolize etmektedir. Ben Almanya’yı desteklemiyorum, Ben ırkçı da değilim. Bu sadece milliyetçilik [Hogg 2010].
Demografik karışma “Çinliler tarafından yutulma” endişesi ile “kan” bilincini tetiklerken bu olgunun Neo-Nazi söylemler ile de örtüşmekte olduğu görülmektedir. Farklı Neo-Nazi gruplarının üyelerinin yapmış oldukları açıklamalar dikkatle incelendiğinde, “kanın temizliği, kanın yabancılar ile karışması, kanın zehirlenmesi, kanın saflığının korunması” gibi metaforlar yabancılar ile yapılan evlilikler ile ilişkili kullanılmakta ve bu evliliklerin sonunda Moğol milletinin yok olacağı inancı yine “soyun tükenmesi, yutulma, Moğolların hemen ölmesi, Çinlilerin Moğolları kendi milletlerinin bir parçası haline getirmek istemesi” gibi metaforlar ile desteklendiği görülmektedir [Branigan 2010; Nizamov 2009].
Farklı grup üyeleri başta Çinliler ile yapılan evliliklerin ekonomik nedenlerine değinirken, Moğolistan’ın ve Moğolların ekonomik zorluk içerisinde olduğu, ülkelerine gelen zengin yabancıların ise Moğol kadınlar ile evlenmelerinin Moğol ırkının sonunu getireceği gibi sonunda Çin’in bir parçası haline gelmekten endişe ettiklerini dile getirmektedirler [Branigan 2010; Clement, Gibson]. Bu düşünce de doğal olarak Moğolistan’a gelen erkeklere (özellikle Çinlilere) ve yabancılar ile buluşan Moğol kadınlara karşı sokakta saldırılara dönüşmektedir [Bille 2015: 1]. 
Moğolistan’daki Neo-Nazi gruplarını harekete geçiren bir diğer konu ise toplumdaki sosyal çürüme, uyuşturucu kullanımı ve yolsuzlukların giderek artması karşısında sıradan halkın çaresiz kalmasıdır. Neo-Nazi gruplar, başta yolsuzluk ve uyuşturucu gibi etkenlerin Moğolistan’a verdiği zararın sorumlusu olarak Çin ve Çin’in tarihsel politikalarında görürlerken bu gibi sorunlar ile mücadelenin anahtarını da milliyetçi şuurun toplumda uyandırılması ve milliyetçiliğin yayılmasından geçtiğine inanmaktadırlar.
Toplumdaki yolsuzluklar ve sosyal çürüme ile ilgili Khukh Mongol grubunun lideri şunları ifade etmektedir: “ ... Bizler unutmamalıyız ki Moğolistan çok büyük bir imparatorluktur. Fakat, yüksek derecedeki memurlar yolsuzluklara karışmışlar ve toprakları yabancılara satmışlardır. Topraklarımızın yabancıların ellerine geçmemesi için Bizim Moğol atalarımız kendi hayatlarını düşmana karşı savaşlarda feda etmişlerdir. Bu nedenden dolayı biz yeniden milliyetçi şuurun canlanması için çalışmaktayız” [Nizamov 2009].   
 “Biz her türlü aracı kullanarak Çinlilerin burada yaşamamalarını sağlama amacındayız” diyen Mungun-Erdene’ye göre, Çin İmparatorlarının büyük çoğunluğunun Moğolistan’da toplumu çürütecek pek çok kanunsuz eylem içerisinde olmuş olduklarını belirtmektedir [Nizamov 2009].
Moğolistan, başta altın, bakır, kömür ve demir gibi çok zengin madenlere sahip olup bu özellikleri ile de pek çok ülkeye rakip olmakta beraber, Moğolistan’a yatırım yapan yabancı sermayenin de burada birbiri ile mücadele etmesine yola açmaktadır. Moğolistan’a yatırım yapan yabancı şirketler Çin ve diğer Güney Doğu Asya ülkelerinden getirdikleri ucuz iş gücü ile Moğolistan’da süratle maden çıkarmaktadırlar. Bu gelen yabancı iş göçüne sadece Neo-Nazi gruplar değil, aynı zamanda halkının yüzde otuzunun yoksulluk sınırının altında yaşamak zorunda kaldığı Moğolistan’da sıradan halk da karşı çıkmaktadır [Ghosh 2013].
Bu tip bir ekonomik potansiyel marjinal milliyetçi grupların eylem alanlarını da etkilemiş ve bu gruplar eylemlerini, “el değmemiş Moğol topraklarının yabancılar tarafından sömürülmesi veya çevreye karşı zarar veren yabancı maden şirketleri ...” söylemi çerçevesinde yabancı şirketler ile mücadele yönünde değiştirmişleridir [Ghosh 2013; Carlos 2013].
Bu tip bir eylem değişikliğine giden gruplar maden şirketlerini basmakta, şirket yetkililerine çalışma veya işletme izinlerini sormakta ve bu yerlerde çevrenin kirletilip kirletilmediğini kontrol etmektedirler. Grup liderlerinden Ariunbold Altankhuum, ilk zamanlarda madenlere zor kullanarak girdiklerini, ama şimdilerde metodlarını değiştirdiklerini, farklı mitingler düzenlediklerini şu ifadeler ile belirtmektedir: “Bu gün bizim amacımız çevreyi korumak, çevreyi korumak için farklı şeyler yapmaktayız. Madencilik gelişmekte ve büyük bir mesele haline gelmekte. Bizler sokakta yabancılar ile kavga ediyorduk, ama daha sonra farkına vardık ki bu etklili bir yöntem değil. Bu yüzden sokaklarda yabancılar ile kavga etmek yerine maden şirketleri ile mücadele etme yolunu seçtik.”  [Ghosh 2013; Carlos 2013]. 
Yabancı firmalar ve Neo-Nazi gruplar arasındaki çatışmanın nedenleri arasında öne çıkan bir başka konu ise yabancı firmaların Moğol çalışanlara karşı haksız uygulamaları şeklinde dile getirilmektedir. “Bazı yabancı firmalar Moğolları işe almakta, fakat onları kandırmakta, Moğol işçilere karşı fiziksel güç kullanmakta ve hak ettikleri ücreti vermemektedirler. Bu olaylara maruz kalan işçilerin bazıları ise durumu Neo-Nazi gruplara şikayet etmekte, sonuç olarak da çeşitli olaylar patlak vermektedir” [Barria 2013]. 
Doğal kaynaklar üzerinden yapılan milliyetçilik seçimlerdeki en büyük sorunlardan biri olmuştur. Moğolistan’daki doğal kaynakların paylaşımı konusunda Oyu Togoi projesi örnek olarak gösterilebilir. Bu projeden elde edilen gelirin % 66’sını uluslar arası bir maden şirketi olan Rio Tinto alırken, payın geri kalanı Moğol devletine kalmaktadır. Öyle ki, Oyu Tolgoi projesi ile birlikte Moğol ekonomisinin 2020 yılına kadar üç kat büyümesi beklenirken, ilk yılki üretimin ise 330.000 ton bakır, 495.000 ton altın olarak hesaplanmaktadır [Barria 2013]. Bu yüksek rakamlarda, halkının yüzde otuzunun yoksulluk seviyesinde yaşadığı Moğolistan’daki radikal grupların bu konudaki hassasiyetini ne kadar yükseye çıkarabileceğini sergilemektedir.
Sonuç olarak, yirminci yüzyılın ortalarına doğru kötü ekonomik koşullar neticesinde doğan nasyonal sosyalizm bu kez de Çin karşıtlığı olarak Moğolistan’da ortaya çıkmıştır. Kendilerini vatan sever (patriot) olarak gören bu gruplar sıradan vatandaşların haklarını yolsuzluklara ve yabancı kaynaklı haksızlara karşı koruduklarını iddia etmektedirler. Her ne kadar bu gruplar bu şekilde kendilerini ifade etseler de uzmanlar bu tip ifadelerin birer günah keçisi olduğunu belirtmektedirler [Branigan 2010].
Moğol sosyolog Luvsandendev Sumati 2008 parlamento seçimlerinde bu grupların yüzde birden az oy aldığını, fakat bu tip akımların her ülkede bir tehlike olduğunu belirtirken, Moğolistan’da nazi sembolleri taşıyan bu grupların ideolojileri doğrultusunda karışmış oldukları olayların mutlaka göz önünde tutulması gerektiğini kaydetmiştir [Hogg 2010]. Sözlerine devam eden Luvsandendev Sumati, Neo-Nazi sembollerinin kullanıldığı bar ve gençlerin toplandığı mekânların tamamen ekstremistlerin kullanımında olmasa bile, devletin yapması gerekenin gençlerin aşırı sağ akımlara yönelmesine neden olan sosyal sorunlar ile ilgilenmesi gerekliliği olduğunu belirtmiştir [Hogg 2010].
Kaldı ki, Neo-Nazi gruplar saldırılarını yabancılar dışında toplumda muteber görmedikleri Moğol vatandaşlarına karşı da yöneltmeye başlamışlardır. Başta eşcinseller ve diğer marjinal gruplara saldıran Neo-Nazi grupların zaman zaman saldırılarını farklı kitlelere de yönelttikleri kayıtlara geçmiştir [Hogg 2010; Branigan 2010]. Örneğin, Moğol toplumunda Erliyz olarak adlandırılan, yarı Moğol-yarı Çinli veya kültürel olarak Çinlileşmiş kişiler de Moğol Neo-Nazi gruplarınca hedef alınmaktadır. Öyle ki Daya Mongol liderlerinden bir kişi kızının nişanlısını Çin’de eğitim aldığı için öldürmüştür [Branigan 2010; Nizamov 2009].     
Sonuç olarak Çin ile komşu olan Moğollar tarih boyunca Çin’e karşı milliyetçi refleksler ile kendilerini korumaya alırlarken, Asya’da egemen olmak isteyen yayılmacı güçler de zaman zaman Moğol milliyetçiliğini kullanmışlardır. 
Bu hareket hakkında bizim sormak istediğimiz soru, Çin’e karşı bugün de aynı refleksleri sürdüren Moğol gençleri tarihi ve kültürel bakımdan son derece zengin bir mirasa sahip oldukları halde, neden kendilerini ifade etmekte bu tip semboller kullanmaktadırlar? Aynı zamanda bu sembollerin mikro milliyetçiliği destekleyerek ulus-devletleri yıkan global dünya politikasındaki işlevinin sorgulanmasının da gerektiğini düşünmekteyiz.

 

Kaynaklar
Bille F. (2015) Sinophobia Anxiety, Violence, and the Making of Mongolian Identity, University of Hawaii Press. Honolulu.
Jabaeva L.B. (2001) Elbek-Dorji Rinçino i natstional’no-demokratiçeskoye dvijeniye mongol’skih narodov, Ulan-Ude: İzdatelstvo VSGTU.
Jeleznyakov A.S. (1996) K vaprosu ob otnoşenii Kominterna k panmongolizmu //Gumanitarnaya nauka v Rossii: sorosovskiye laureatı, istoriya arheologiya kul’turnaya antropologiya i etnografiya, Moskva, S  66-69
Kuras L.V. (2011) Geopolitiçeskiye ambitsii atamana Semenova: popıtka sozdaniya federativnogo «Veliko-mongol’skogo gosudarstva» // Vostokovedeniye. №4 (28), S 255-262.
Luzyanin S.G. (2003) Rossiya-Mongoliya-Kitay v pervoy polovine XX veka. Politiçeskiye vzaimootnoşeniyz v 1911-1946 gg, Moskva: İzdatel’stvo «OGNİ». 
Mikhalev A.V. (2010) Etnopolitiçeskaya situatsiya v postsotsialistiçeskoy monglii İstoriya // İzvestiya Altayskogo Gosudarstvennogo Universiteta. № 4-2 ss. 160-165.
Roşin S. (1999) Politiçeskaya İstoriya Mongolii (1921-1944 gg.), Moskva: İV RAN.
Sven S; Christopher W; Szpilman A. (2011) Introduction The Emergence of Pan-Asianism as an Ideal of asian Identity and Solidarity, 1850-2008 // Pan-Asianism A Documentary History, Volume 1: 1850-1920, (ed. Sven S; Christopher W; Szpilman A.), Rowman & Littlefield Publishers,Inc. ss.1-43/
Varnavskiye P.K; Dırheeva G.A; Skrınnikova T.D. (2003) Buryatskaya etniçnost’ v kontekste sotsiokul’turnoy modernizatsii (konyets xıx-pervaya tret’ xx vekov), (Pod redakstiey Skrınnikova T.D), İrkutsk: İNSTITUT MONGOLOVEDENİYA, BUDDOLOGİİ İ TİBETOLOGİİ SO RAN

 

E-Kaynaklar
Barria C. (2013) Mongolian Neo-Nazi Group Now pushing “resource nationalism”// Reuters http://www.rawstory.com/2013/07/mongolian-neo-nazi-group-now-pushing-resource-nationalism/
Branigan T. (2010) Mongolian Neo-Nazis: Anti Chinese sentiments fuels rise of ultra-nationalism // the gurdian (http://www.theguardian.com/world/2010/aug/02/mongolia-far-right
Carlos B (2013) Mongolian neo-Nazi environmentalist group Tsagaan Khass // REUTERS (http://totallycoolpix.com/magazine/2013/07/mongolian-neo-nazi-environmentalist-group-tsagaan-khass)
Clement H.C; Gibson D.T. Minegolia Part I: China and Monglia’s Mining Boom // China Environment Forum. (https://www.wilsoncenter.org/publication/minegolia-part-i-china-and-mongolia%E2%80%99s-mining-boom)
Ghosh P. (2013) Mongolian Neo-Nazis Swiched From Nationalism To Environmentalism By Attaching Foregin Mining Companies// International Bussianess Times (http://www.ibtimes.com/mongolian-neo-nazis-switch-nationalism-environmentalism-attacking-foreign-mining-companies-1331817 )
Hogg K (2010) Mongolskiye ultrapraviye natsistı ili natsionalisti ? // BBC Ulan-Bator (http://www.bbc.com/russian/international/2010/09/100906_mongolia_far_rights.shtml)
Ice J.L. (2011) Chinese Investment in Mongolia: An Uneasy courtship between Goliat and David // East Asian Form (http://www.eastasiaforum.org/2011/02/02/chinese-investment-in-mongolia-an-uneasy-courtship-between-goliath-and-david/)
Nizamov E. (2009) Neobıknovennıy natsizm // Vlast’-№31.        
(http://www.kommersant.ru/doc/1213402)  

 

*Yrd.Doç.Dr. Can Teziç, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi.

 


 

KÖKSAV E-Bülteni, KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı (KÖKSAV) tarafından çıkarılmaktadır. KÖKSAV bağımsız ve bağlantısız, günlük siyasî konumu olmayan bir kurumdur; merkezine Türkiye ve Türk dünyasını alarak araştırmalarını ulusal ve uluslar arası sosyal, siyasî ve stratejik konulara yoğunlaştırır, araştırma ve incelemeler yapar. Dolayısıyla, bu yayında ifade edilen bütün görüşler, değerlendirmeler ve varılan sonuçlar yalnızca yazarlarına aittir.

© 2015, KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı. Bütün hakları saklıdır.


Copyright © 2015 KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı